Raptiye
 
 
 
 
 
 

Uzun Sürmüş Bir Hatanın Tashihi
[cemakas.com, 21.04.2004]

Cem Akaş
Yapı Kredi Yayınları Limited Şirketi 1988’de kuruldu, etkinlik alanı genişletilmiş versiyonu olan Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Anonim Şirketi (YKKSY) ise 1996’da. 2004 yılının Mart ayında bu kurum 15. yılını, 2000. kitabını yazarlarla, çevirmenlerle, kitap dünyasının insanlarıyla birlikte alenen kutladı. Bu süre içinde 300 dolayında çalışanı oldu, bunların 120 kadarı halen çalışıyor.

Daha doğrusu çalışıyordu – 13 Nisan Salı sabahına kadar. Bu tarihte yapılan Yapı ve Kredi Bankası Genel Kurulunda, YKKSY Yönetim Kurulu baştan aşağı değiştirildi, eski Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Altun ve Murahhas Aza Enis Batur kovuldular. Bu sözcüğü seçerek kullandığımı belirtmek isterim – kadirşinas bir “yolları ayırma” ya da “nöbet değişimi” edimi değildi söz konusu olan; daha sonraki günlerde giderek artan bir dozda ortaya çıkan, aşağılama niyetli, ama asıl yapanı küçük düşüren bir düşmanlığın bütün belirtilerini taşıyordu.

Bu harekatı, uzun sürmüş bir hatanın tashihi olarak görüyor ve sorumlularını alkışlamak ihtiyacını duyuyorum. Bu iş gerçekten de fazla uzamıştı; Türkiye’de kültürel çalışmaların kurumsallaşabileceğine neredeyse inanacaktık, yayıncılığın birtakım bezirganların elinden kurtarılabileceğine, göz göre göre hırsızlık yapma ilkesine dayanan bir yayıncılık sisteminin daha dürüst ve hakbilir bir sisteme dönüştürülmesinin mümkün olduğuna da, neredeyse diyorum, inanacaktık.

YKKSY, bu anlamda benzeri tüm dünyada pek az olan bir örnekti: Citibank ya da HSBC Publications’tan, Dresdner Bank Verlag’dan söz edildiğini kimse duymadığı gibi, Türkiye’de başka bankaların yayıncılığa kalkışmaları da, kişisel kaprislerle yerle bir ediliveren heveslenmelerden öteye gidemedi – Koç Kitaplığı’nın macerası ibretlik bir örnek olarak duruyor önümüzde. Dolayısıyla bu kurumu, tarihin kötü bir şakası, bir tür hilkat garibesi olarak değerlendirmek doğru olacaktır: YKKSY’nin ortaya çıkmasının baş sorumlusunu nihayet bertaraf edenlere kültür dünyamız teşekkür borçludur. Zaten 13 Nisan gününden beri “kovulma olayı”nın yurt çapında yarattığı sevinç, dalga dalga yükselerek kendini duyuruyor.

Ne var ki sevinmek için erken olabilir. Yapı ve Kredi Bankası, daha önce de Şevket Rado ve Vedat Nedim Tör’ün önderliğinde, benzer bir hamleye kalkışmıştı; her ne kadar bu hareket belli bir süre sonra bastırıldıysa da, Enis Batur’la birlikte çok daha kapsamlı bir şekilde yeniden hortlaması engellenemedi. Dolayısıyla aynı dehşet senaryosu bir üçüncü kez ve daha da büyüyerek işlerlik kazanabilir. Burada Yapı ve Kredi Bankası’nın yeni yönetimine büyük ve milli bir görev düştüğünün altını çizmek isterim: böyle bir olayın tekrarlanmaması için artık yapısal önlemler almanın zamanıdır. Burada, Yapı Kredi’nin fazla ömrünün kalmadığını, iki-üç yıl içinde satılacağını anımsatmak isteyenler, dolayısıyla bu uyarının gereksiz olduğunu düşünenler olabilir. Ben aynı görüşte değilim: Yapı Kredi’yi alacak olanların, kültür alanında kurumsallaşma eğilimli bir etkinlik içine girmelerinin engellenmesi gerekir. Yalnızca bu da değil: diğer bankaların da aynı engellere tabi kılınması, BDDK’nın ve devletin öncelikli hedeflerinden biri olmalıdır.

Ancak bütün suçu Yapı Kredi’de aramak elbette haksızlık ve Enis Batur faktörünü küçümsemek olur, oysa her mücadelede en önemli şeylerden biri, rakibini küçümsememektir. Türkiye’nin kültür ortamının önde gelen kişi ve kurumlarının, Enis Batur’u tecrit etmek ve benzer işlere kalkışmasını engellemek zorunluluğu, artık gün gibi ortada. Özellikle dikkatli olunması gereken günler yaşıyoruz – her an yeni bir projeyle Türk insanının başına bela olmaya kalkışabilecek bir kişiden söz ediyoruz çünkü. Neyse ki halkımız ve aydınlarımız, geleneksel sağduyularını sergileyerek sözünü ettiğim zorunluluğa harfi harfine uyacaklarını belli etmişlerdir. Kendilerine ve vizyonlarının iç açıcılığıyla yüreklerimize su serpen devlet ve sermaye kurumlarına ne kadar güvensek azdır.

Batur’a Karşı Derin Siyaset
[Birgün Gazetesi, 19.04.2004]

“13 Nisan’da yapılan ani yönetim kurulu değişikliğiyle YKKS’deki görevinden alınan Enis Batur...” hadisesini ‘siyasi’ bir talihsiz gelişme olarak yorumlamak gerekiyor.

ELLA ÖLÇER

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş., kurulduğu günden bu yana arkasına bir büyük ‘banka sermayesi’ aldığı için belli çevreler tarafından sürekli eleştirilen bir kurum oldu. Bu kurumun kimliğinin yaratıcısı ve tüm faliyetlerinin fikir babası, yönetim kurulunun murahhas azası Enis Batur ise bizimki gibi bir üçüncü dünya ülkesinin ‘çorak’ kültür dünyasına yadsınamaz katkılarına rağmen deyim yerindeyse ‘topa tutulan’ bir antikahraman! Batur karşıtlarının önce ‘fallik’ nedenleri oldu bunları söylemek için, sonraysa işlerine gelmeyecek yeni kurallar uygulamak durumunda kaldıklarından, herşeyden önce çok önemli bir şair ve yazar olan bu adamdan haz etmediler.

Yapı Kredi Bankası’nın yönetim kurulu yakın zamanda değişmiş ve BDDK ağırlıklı bir yapıya bürünmüştü. YKKS’nin banka yönetim kurulundaki patronu Selçuk Altun’a yeni yönetimde yer verilmemesi, yeni yönetimin Enis Batur’a da sıcak bakmayacağına dair bir ilk izlenimdi ama kurum içi de dahil olmak üzere kimse 13 Nisan kararı kadar radikal bir değişimi ummuyordu açıkcası. Nedeni açık... Enis Batur, bu bankanın yayınevi aracılığıyla Türk kültür dünyasına 2000’in üzerinde kitap kazandırmış, yıllar boyunca kulvarlarında önemli yayınlar olan Cogito, Sanat Dünyamız ve Kitap-lık gibi dergileri çıkarmış, yüzün üzerinde çok önemli galeri ve sokak sergisiyle güzel sanatlar ortamını da hareketlendirmiş bir kültür patronu olduğu için!

Gözardı edilmemesi gereken çok önemli bir başka Batur yaratısı ise kültür sanat yayıncılığını bu ülkede profesyonel bir iş koluna çeviren adam olmasıdır. Türk edebiyat yayıncılığı Batur’un getirdiği modelle birlikte yayın yönetmeni ve editör başta olmak üzere düzeltmen, tasarımcı, uygulamacı gibi işlerde yetişmiş insanlar çalıştırmayı ve bunlara düzenli maaş vermeyi öğrenmiştir. Yazar ve çevirmen, Türkiye’de telif yasası kabul edilmeden çok önce emekleri ve eserleri karşılığında hak ettikleri paraları Batur’un ilkeleri sayesinde almaya başlamışlardır. Gelenekselden çağdaşa çok geniş bir yelpazede objektif yayıncılık da bir Batur getirisidir. Batur, sanatçıyı sağ veya sol görüşlerine göre değil sanatlarındaki güçlerine göre değerlendiren bir vizyon yaratmıştır. Yapı Kredi Yayınları, tüm tartışmalara ve ters görüşlere rağmen sanatı ve edebiyatı alımlayanlar arasında güvenilirliğini zaman içinde, sağlam biçimde geliştirmiş, kim ne derse desin bunu da böylesi ağır bir kadir kıymet bilmezliğin sonrasında medyaya tek bir açıklama dahi yapmadan sessizce Fransa’ya giden Enis Batur sayesinde yapmıştır. ...

Şimdi artık kulislerde Enis Batur’a görevden el çektirilmesinin bir siyasi karar olduğu ve bunun şaşkınlık verici ama sürpriz olmayan bir şekilde T.C. hükümeti yönetimine kadar uzandığı konuşuluyor. TÜBİTAK’taki operasyon ve YKKS olayının benzerliğine dikkat çekmek isteriz, ya da Şehir Tiyatroları’nın yaşadıklarına. Allah sonumuzu hayır etsin. Bugün ‘Oh Enis gitti’ diye için için sevinenler, III.Richard’lar, kısa vadede durumun bir benzeri kendi başlarına da geldiğinde, bu rahatsız edici ‘sofu’ konjektürün yansımaları kendi kariyerlerini sekteye uğrattığında, meydanlarda ‘bir ata krallığım!’ diye bağıracaklar. Ama işte o gün ne onların ne de bizlerin krallıkları o yeni dönemde geçer akçe sayılmayacak. Bu derin siyaset sürekli metastas edecek bir kanser gibi, sinsi bile değil, artık açıkça bu coğrafyayı kendi coğrafyasına dönüştürüyor.

... Bugün Batur gitti. Ayfer Tunç ve Cem Akaş istifa etti. Kalan editörlerin tesellisiyse kurumun yayın programının kısa vadede değişmeyecek, Batur’un çizdiği plan içinde sürecek olması. Hayata birçok kez yeniden başlanır. YKY’de bir dev dönem sona ermiş olabilir ama bu aynı zamanda başka bir yerde yeni bir ‘şey’ başlayacak demektir. Türkiye gibi fazla entelektüel yetiştiremeyen bir ülkede, önümüzü göremediğimiz şu günlerde, Enis Batur gibi bir değerin boş bırakılmamak zorunda.

1 Mart 2004 / Merhaba

Yayındayız. İki ayı aşan bir süre boyunca bu sitenin tarihinde bir kesinti yaşandı. Biz, bu geçen zamanın bir bölümünü adres değişikliğini takip eden renovasyon çalışmalarıyla geçirdik.

Sitenin enisbatur.net adresindeki versiyonundan, bizim işimizi, yani bundan böyle enisbatur.com’u yayına hazırlayacak olan ekibin işini kolaylaştıran, iyi çalışılmış bir malzeme devralmıştık.

Biz, bu malzemenin yayımlandığı sistemi ‘daha pratik geliştirebileceğimiz biçimde’ düzenlerken, içeriği de daha işlevsel bir hale getirip zenginleştirmek için ilk aşamada yapılabilecek olanları uyguladık.

Ancak henüz bu işin çok başındayız. Yapmak isteyip de yetiştiremediğimiz pek çok şey var.

Enis Batur’u ifade edebilen, hatta belki de bir gün kendisini sanal ortamda temsil eden bir yüze sahip olabilene kadar çalışacağız. Zor iş tabii. Hatta imkansız. (Cüret istiyor.)

Bundan böyle enisbatur.com her ayın ilk haftası güncellenerek yayınını sürdürecek. Bir tür dergi gibi. Güncellemeler e-posta zinciriyle duyurulacak.

Sizlerden, yani Türk edebiyatının muamması Enis Batur’un müdavim okuyucularından gelecek her türlü yaratıcı düşünce için kapımız, sayfalarımız, bağlantılarımız açık. Tüm eleştirilere olduğu gibi. Ayrıca eb’ye ulaştırmak istediğiniz özel notlar için aracı olmaya da gönüllüyüz. Yapmanız gereken gergedan@enisbatur.com adresine bir e-posta atmak.

Afiyet olsun.

I.S.

24 Şubat 2004 / Yenilikler

Site içeriğine ilk aşamada eklenen yeni bölümler ve var olan bölümlere eklenen yeni malzemeler şöyle sıralanıyor:

• Arşiv’deki "eb üzerine" bölümü yeniden düzenlendi. eb hakkında, 2003 ve 2004 yıllarında, çeşitli gazete ve dergilerde çıkan yazılar arasından bir seçki yapıldı, bilgisayar ortamına aktarıldı. Böylelikle "eb üzerine", her biri kendi içeriğine sahip üç bölüme ayrılmış oldu: 2004, 2003, diğer.

• Arşiv’e Enis Batur’un Akşam-lık’ta “mayın tarlası” adıyla yayımlanan yazıları eklendi. Cumhuriyet yazılarından oluşan “okuma lambası” bölümüyse elden geçirildi, artık 2001 – 2002 yazılarına eksiksiz ulaşılabiliyor.

• Arşiv’de yeni bir bölüm daha var, "ilk okuma". Bu bölümün içeriğine her ay yeni bir metin eklenecek, bu metinler Enis Batur’un yeni yazılmış, ya da daha önce yazıldığı halde kitaplarına girmeyen şiir ya da metinlerinden oluşacak. “Kan”la başladık...

• Diğer Diller, "english-français-deutsch-other" olarak düzenlendi. "français" bölümüne Elma, Bir Varmış Bir Okmuş ve Ağlayan Kadınlar Lahdi kitaplarının Fransızcaları eksiksiz olarak indirilebilecek şekilde .pdf formatında yerleştirildi.

• Gör / Dinle bir ‘multimedya’ kutusuna dönüştü. Bir seri fotoğraf daha eklendi, eb eserlerinin bestelenmiş versiyonları mp3 olarak yerleştirildi. Bu kutunun yakında başka misafirleri de olacak.

• Raptiye’de yer alan tüm eski raptiyeler "arşiv01"e kaldırıldı, istendiğinde ulaşılmak üzere. "arşiv02" yeni raptiyelerin saklanacağı yer olacak, biriktikçe. Ayrıca bu bölüm için, Enis Batur’la alakalı küçük spot paragraflar, çeşitli yazı, haber ve kaynaklardan derlendi. eb ne zaman ne demiş, kim onun için ne demiş, eb hangi arabaları severmiş, mesele neymiş üzerine kısa metinler Raptiye’nin ana sayfasında hep akacak.

• WIP, yani sadece belli kişilerin göndereceğimiz ‘yeni’ şifre ile girebileceği ‘work in progress’ bölümünün içeriği de tamamen yenilendi. Bir çok metin çıktı, yerine yeni kitapların ‘taslak’ları girdi: “Mürekkep Zaman”, “Bretagne Kitabı”, “Okuma Lâmbası”,” Korsika”, “Söyleşi-Denemeler”.

• Yahoo’ya tıklayarak artık sadece Yahoo e-posta grubuna bağlanmıyor, mesajlar arasından yapılmış seçmelere de ulaşabiliyorsunuz. Uzun yollardan geçmeden, yüzlerce mesaja girip çıkmadan, sizin için hazırlanmış ‘rahat’ bir okuma yapabiliyorsunuz.

I.S.

Enis Batur 20 yıl önce dedi, yanılmadı
“Bir gün Derin Terzioğlu, Leyla Çapan, Natali Medina ve Cem Akaş isimlerini, belki daha başkalarını da, 'büyük'lerin dergilerinde, hatta kitap kitap kapaklarında görmemiz hiçten değil.”
3 Şubat 1984 / Milliyet Sanat

RÖNESANS RESMİ AHLAKSIZ DEĞİLDİR
Enis Batur’un Elma romanı, dün İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada beraat etti. Roman ocak ayında müstehcen olduğu gerekçesiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından toplatılmış ve Enis Batur’la yayıncısı İrfan Sancı aleyhinde ceza davası açılmıştı. Radikal, haberi resimlerin tıpkı basımlarını yayımlayarak duyurmuştu. Batur ve Sancı’nın, müstehcen bulunan resimlerin dünya sanat tarihine geçmiş olduğunu söylemeleri üzerine, hâkim ansiklopedi fotokopileri talep etmişti.
Dünkü duruşmada Asliye Ceza Mahkemesi savcısı resimlerin sanat eseri olduğunu kabul etti. “Resimlerin dünyaca ünlü müzelerde sergilendiği, halkın ar ve hayâ duygularını incitici olmadığı, sanat değeri bulunduğundan unsurları itibarıyla oluşmayan suçtan sanıkların beraatine, kitap hakkında verilmiş toplatma kararının kaldırılmasına” şeklinde tutanaklara geçen kararla Elma özgür kaldı.
Radikal Gazetesi / 17 Temmuz 2002

En sevdiğiniz beş otomobil
[Hayvan’ın Haziran 2003 tarihli sayısından]
ENİS BATUR

1. Bentley
2. Oldsmobile
3. Citroen ds
4. Citroen 2ch
5. Chevrolet Bell Air

Enis Batur’un Milan Kundera’lı rüyası:
Enis Batur: O gece Milan Kundera fena halde kalayladı beni. Nerede oturduğumuzu şimdi çıkaramıyorum: Paris’te bir kahve masasında mı, Prag’da birer bar taburesinde mi, İstanbul’da altılı ganyan oynatan izbe bir kıraathanede mi? Bunun çok büyük bir önemi yoktu açıkçası, asıl sorun, Milan’ın bana, işi kovalamaya kadar götürecek ölçüde kızmış olmasıydı. Gereksiz biçimde medyada görünmeme, kitaplarıma yanlış başlık seçmeme, daha başka şeylere eni konu içerlemişti. Bu düşü, daha doğrusu karabasanı bir gün Nurcan Akad’a anlattım, o günün gecesi yeni bir düş gördüm ve Milan’ın bu kez hem beni hem Nurcan’ı terlettiği anlar yaşadım: Anladığım kadarıyla, son kitabıyla ilgili kayıtsızlığımız onu sinirlendirmişti. Şimdi bunları yazdım diye bana öfkelenecek, bu gece de düşüme girerek. Başa gelen çekilir.

EDEBİYATIMIZDA GAY LOBİSİ VAR MI?
Haftalık’ın sorusuna Enis Batur’un cevabı

“Türkiye’de 'eşcinsel lobisi' diye birşeyden sözediliyor. Genel olarak kültür camiasında böyle bir lobi olduğuna ilişkin eleştiriler ya da sapmalar olduğu gözüme çarpıyor. Bu ne kadar doğrudur? Bilemiyorum. Ama olabilir. Dünyanın her yerinde bu tarz lobi oluşumları var. Onun için bana yok diyemeyiz gibi geliyor. Eşcinselliğin Türkiye’de bir dayanışma unsuru olduğunu düşünüyorum. Bunun yanlış olduğunu söyleyecek değilim. Bu dayanışmanın tabii ki kültürel sonuçları da var. Hani biraz takım tutar gibi eşcinsel camia, eşcinsel yazarları okuyarak, en azından kitaplarını alarak destekliyordur herhalde. Bu da bana doğal geliyor.”

SON 3 YILDA 143 KİTAP TOPLATILDI
Türk Yayıncılar Birliği, son 3 yılda “bölücülük yapıldığı, yasadışı örgüte yardım edildiği, halkın haya duyguları rencide edildiği” iddiasıyla 143 kitap toplatıldığını açıkladı. Kitabı toplatılan yazarlar arasında Noam Chomsky, Mahir Kaynak, Enis Batur ve Metin Üstündağ var.
Star gazetesi / 8 Ocak 2003

Enis Batur’un korsanı çıktı!
İster inan ister inanma. Yayın dünyasının düklerinden, yazarak düşünen, hiçbir fikrini kimseden esirgemeyen Enis Batur’un yeni kitabı “Kravat”ın korsan baskısı yapılmış. Görenlerin nutku tutuluyor. Sadece 1-2 bin koyu entelektüelin ilgilendiği Enis Batur yoksa ‘best seller’ mı oldu? Az okunmakla gurur duyan Enis Batur şimdi ne yapacak?
Bir şey yapmayacak çünkü her şey yolunda; kitap yine az satıyor. Sadece ‘kara korsan’lar arasında ‘saf korsanlar’ da olduğu ortaya çıktı. Bu saf korsanlar, Radikal Kitap’ın kapak yaptığı herkesin çok sattığını sanıyor olmalılar ki iki hafta önceki dergiyi görünce telaş içinde Enis Batur basıp tezgahlara dağıtmışlar. Herhalde dergiyi okuyup da aslında bunun bir roman filan olmadığını, tipik bir Enis Batur kitabı olduğunu anladıklarında bir süre aleme çıkmama kararı almışlardır.
28 Nisan 2003 / Radikal / Kültür Sanat / Kemal Yılmaz’ın BEN ORADAYDIM adlı köşesinden

Özel Kavram Dershanesi,
2002 – 2003 dönemi deneme sınavı sorusu

26) Enis Batur’u anlatmaya gerek var mı? Şiir, deneme, roman da dahil olmak üzere edebiyatın her alanında yüze yakın eseri yayımlanmış. Bununla da kalmamış edebiyat ve kültür yaşamımıza katkıları. Özel şirketleri bu alanlara kaydırarak onlardan aldığı maddi destekle dergi çıkartmış. Pek çok yazara yardım ederek onları edebiyat dünyasına kazandırmış. Bunlara rağmen onu hep yadsıdık ve onun ayağına dolandık. Enis Batur yine de hep “kazanan” olmayı başardı.

Bu parçada Enis Batur’la ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?